Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
ADAM OLMAK!
Ahmet KOCABAŞ

Ahmet KOCABAŞ

ADAM OLMAK!

10 Temmuz 2019 - 16:59

               1- Sen Adam Olamazsın:
               Meşhur hikâyeyi bilirsiniz. Adamcağız oğluna “Sen adam olamazsın” diyormuş. Çocuk da oku- muş vezir olmuş. Adamlarını gönderip yaşlı babasını apar topar huzuruna getirtmiş ve “Bana adam olamazsın diyordun, bak, ben vezir oldum” demiş. Tecrübeli baba hemen cevabı yapıştırmış: “Oğlum ben sana vezir olamazsın demedim ki, adam olamazsın dedim. Eğer sen adam olsaydın yaşlı babanı alel acele karşına dikmez, onun ayağına gider, elini öper ve hayır duasını alırdın” demiş.
               Şu halde, önemli olan vezir olmak değil adam olmaktır.
               İncili Çavuş, Osmanlı Elçisi olarak Fransa kralına gönderildiğinde, elbiselerinin kimi yerinde yama varmış. Kral bu durumu görünce dayanamayıp sormuş: “Bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı?” demiş. İncili Çavuş da: “Osmanlılar adama göre adam gönderirler, beni de sana gön- dermelerinin hikmeti bu olsa gerek” cevabını vermiş.
               Şu halde,  yerine, zamanına göre adam olmak, adamına göre adam göndermek de önemlidir.
               Neyzen Tevfik, dar bir yolda giderken İstanbul’un meşhur kabadayılarından biri ile karşılaşmış ve ondan yol istemiş. Kabadayı: “Ben ciğeri beş para etmez adamlara yol vermem” demiş. Neyzen Tevfik bakmış olacak gibi değil, hemen kenara çekilmiş ve “Ben veririm!” demiş.
               Anlayana adam gibi bir cevaptır bu.
              Filozof Diogenes’in, gündüzleri fenerle dolaştığı ve “Bir adam arıyorum!” diye feryat ettiği söylenir. Mevlana da aynı şeyi: “Ne adamlar gördüm sırtında elbise yok, ne elbiseler gördüm içinde adam yok” şeklinde ifade etmiştir.
               2- Nasıl Bir Adam Olmalı?
               Mesela Şair Dilaver Cebeci, adam gibi adamları şöyle anlatmıştır:
               “Onlar bu dünyaya niye geldiler?
                Li yağbudûn diye diye geldiler.
                Konaklı, sofralı, tuğralıydılar,
               Bir dilim ekmekle doya geldiler.
               Eline, diline, beline sahip,
               Kalplerini nurla yaya geldiler.
               Ünlü şehirlerde ünsüz gezdiler,
               Bazen de bir sessiz köye geldiler…
               Yedi nesil göbekleri helaldi,
               Helal rızık yiye geldiler.”
               Adam olmak böyleyse, peki, adam olamamak nasıl bir şeydir? Şair Arif Nihat Asya, adam olamamayı şöyle dökmüş şiir kalıbına:
               “Adamları bilirim: anlamamış,
               Anlamayacak ne olduğunu.
               Adamları bilirim: dolduramamış,
               Dolduramayacak koltuğunu.
               Adamları bilirim: yamuk, eğri,
               Adamları bilirim: maskara,
               Adamları bilirim: elleri,
               Eldivenden de kara.”
               Keşke sadece elleri kara olsaydı! Ama öyle adamlar bilirim ki, gönülleri kara hatta vicdanları katrandan daha da kara.
               Adam olamayanlara Mehmet Akif’in nasihati de şöyledir:
               “Nasihatim sana: Herzeyle iştigali bırak!
               Adamlığın yolu nerdeyse, bul da girmeye bak!
               Adam mısın ebediyen cihanda hürsün, gez;
               Yular takıp seni bir kimsecik sürükleyemez.
               Adam değil misin, oğlum, gönüllüsün semere;
               Küfür savurma boyun kestiğin semercilere…” (Safahat, Asım, 449).
               Şu halde, sen adam olmayıp eşekliğe özenirsen semer vuran çok olur sırtına!
               Adam olma konusunda Muhammed İkbal de İblisi şöyle konuşturmuştur:
               “Bu devirde, der İblis, ‘Adamlarda hiç iş kalmadı. Nerede o eski dişli adamlar! Şimdi hangi adamı tutsam oyuncak bebek gibi elimde kalıyor, hemen teslim oluyor.’”
                 İkiyüzlü beyaz adamı Kızılderili reisi çok güzel anlatmış ve: “Beyaz adam hep çatal dille konuşur” demiştir. (O. Sinanoğlu, Hedef Türkiye, 106).
               Fransızların meşhur generali Napolyon’un, “Ben Paris te ateist olurum, Mısır’a gittiğim zaman da Müslüman...” dediği rivayet edilir.
               Sormak gerekir, peki, ne zaman adam olursun?
               Böyle ikiyüzlü bir kafaya, adam olmanın yolunu Mevlana şöyle hatırlatmıştır:
               “Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol!”
               3- Ekmek mi Önemli Adam mı?
               Ekmek mi daha önemli adam mı? Elbette adam, yani insan daha önemlidir.
              Prof. Dr. Üstün Dökmen: “Yere düşen ekmeğin üstüne basan insan görmedim ama yere düşen insanı tekmeleyen çok adam gördüm” diyor ve devam ediyor: “Yerdeki ekmeğe saygılı olma konusun- da ülkemde mutabakat var. Kimse ekmeğe basmaz, ayağı ile dürtüklemez ya da ekmeği öper koyar bir kenara. Ekmek nimettir kabul, peki adam nimet değil mi?” (Üstün Dökmen, Küçük Şeyler, 1/70-71).
               En büyük ibadet insanı adam yerine koymak, en büyük günah da insanı aşağılamaktır.
               Büyük Selçuklu Devleti’nin son hakanı Sultan Sancar, Karahitaylılar’a yenilir ve esir düşer. Sul- tan Sancar’a sorarlar: “Muazzam bir saltanatın nasıl perişan olup bu hale geldi?”
               Sultan şu anlamlı cevabı vermiştir:
               “Büyük işleri küçük adamlara, küçük işleri de büyük adamlara verdik. Küçük adamlar büyük işleri yapamadılar, büyük adamlar da küçük işleri yapmaya tenezzül etmediler, bunu bir şerefsizlik saydılar. Bu nedenle işler kötüleşti, millet sarsıldı, devlet ve ordu bozuldu.”
               Şu halde, büyük kafa büyük adamlarda olur, büyük adamlar büyük düşünür. Büyük adam, hikmetli düşünen, sağlam ve kaliteli iş yapan adamdır. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Büyük adam basit işlerle uğraşmaz. Kısaca büyük adam, düşmanını ipe gönderen değil, onu ipten alan adamdır. Büyük adam, aleyhine bile olsa haktan, hukuktan, adaletten, doğruluktan, dürüstlükten, fedakârlık- tan, sadakatten, samimiyetten, ayrılmayan adamdır.
               Kurs adı altında denetimsiz binalarda çocukların katledilmesine sebep olanlar adam olamaz- lar. Kum torbalarıyla yapılması gereken filika testini, kobay olarak kullandıkları işçilerle yapanlar ve onların ölümüne neden olanlar, bunu da kaza-kader olarak değerlendirip faturayı Allah’a kesenler adam sayılamazlar. Ruhsatsız ve denetimsiz kaçak maden ocaklarında tedbir almayarak yüzlerce işçinin ölümüne sebep olanlar adam yerine konulamazlar. Yola mayın döşeyerek yiğit Mehmetçikleri şehit edenlerden ise, asla insan diye bahsedilemez.
               Üstat Necip Fazıl o ünlü şiirinde:
               “Bıçak soksam gölgeme,
                Sıcacık kanım damlar.
                Gir de bir bak ülkeme,
                Başsız başsız adamlar…” diyordu.  
                Türkiye, Malezya ve Katar gibi birkaç İslâm ülkesini hariç tutarak söylersek, İslâm dünyası bu başsız, bu ruhsuz, bu beceriksiz devlet ve siyaset adamlardan ne zaman ve nasıl kurtulacak? Bu ülke- lerde yaşayan Müslüman halk, koca gönüllü sevgi sultanlarına hasret kaldı. Yaşamaktan çok yaşatma azminde olan o gönül adamlarını bekliyor.
               Eğer adam gibi yöneticiler olsaydı, Afganistan perişan olur muydu, Mısır kan gölüne döner miydi, Filistin iki guruba ayrılır mıydı? Eğer adam gibi siyasetçiler olsaydı, Irak, Libya, Suriye ve Yemen halkı çile çeker miydi? Eğer adam gibi idareciler olsaydı, Bangladeş, Somali, Sudan gibi Müslüman ülkelerin vatandaşları ezan okunan ülkelerden, çan çalınan ülkelere kaçarken tır kasalarında havasızlıktan, patlak lastik botlarda çaresizlikten Ege ve Akdeniz de boğulur muydu?
               “Hani Yunus Emre ki kıyında geziyordu;
                Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu.”
               Aç insan kalmasın diye kapı kapı dolaşan emirler nerede?
               Bir adam kurtarmak için bir ömür harcayan yiğitler, nerede?
               “Sayımız çoğaldı mı, azaldı mı, emin değilim?
               Yoksa hiç adam, kalmadı mı?”
               Ve gönülden bir kez daha soruyorum:
                “Nerede insanlığı kana bulayanlar?
               Nerede insana ekmek vermeyenler?
               Nerede, hainler, zalimler, diktatörler?...” (Doç. Dr. O. Şekerci, Cuma Konuşmaları, 429).
               Nerede Nemrutlar, Firavunlar, Nöronlar, Romalılar, Gladyatör dövüştürenler, Bizanslılar, Ebu Lehepler, Ebu Cehiller, Marksistler, Faşistler nerede? Arkalarında ölümler, acılar bırakıp gitmediler mi? Tarihten ne zaman ibret alınacak?
               Şu halde, üstün adam yoktur. Ehliyetli, liyakatli adam vardır.
               “Büyük adam, süper adam yok… Çok okuyan, çok çalışan, çok iş yapan, çok akıllı, yasalara çok bağlı adam var…” (Şekerci, AGE, 498). Hatta Müslüman olmasa bile ehil adam tercih edilmelidir. (Bk. Prof. Dr. S. Armağan, İslam Hukukunda Temel Hak ve Hürriyetler, 37).
               4- Kimin Adamı Olmalıyız?
               Sonuç olarak söylemek gerekirse, nasıl ve kimin adamı olmalıyız?
               “İşin adamı… Bizim adam, bizi çok seven değil, işini çok seven ve onu en iyi şekilde yapan adamdır. Filan adam Hz. Muhammed’i çok seviyor, Atatürk’e bayılıyor, şunun huzurunda el pençe divan duruyor. Güzel fakat bu adamın işle arası nasıl?
               İşini yapmıyor, kaytarıyor, dedikoducu, kalpazan vs. … Aslında bu adam kimseyi sevmiyor… Değerleri kullanıyor. Bu adama inanmayın. Bizim adamımız işini seven ve onu en iyi şekilde yapandır. … ” (Doç. Dr. Osman Şekerci, AGE; 418).
               Kısaca, adam gibi adam olmanın yolu, doğruluktan, dürüstlükten, adaletten, hakka ve hukuka tâbi olmaktan, yasalara bağlı kalmaktan ve toplum yararına çalışmaktan geçer. Akıllı adam, hakkın ve halkın adamı olmalıdır. Akıllı adam, hukuktan ve adaletten yana tavır almalıdır.
               Bosna-Hersek’in yiğit lideri, Bilge Kral Alia Izzetbegoviç “İyi bir Hristiyan’a kötü bir Müslü- mandan daha çok saygı duyuyorum” demiştir. Adam gibi bir laftır bu.
               Yine Alia Izzetbegoviç bir defasında da şöyle demiştir: ”Hedefimiz mükemmel insan yetiştirmek değildir, hele mükemmel toplum yetiştirmek hiç değildir. Tüm isteğimiz normal bir adam yetiştirmek ve normal bir toplum oluşturmaktır. Allah’ım! Bizi her türlü mükemmellikten koru!”
               Sonuç olarak, adam gibi adam olanlar, şu gurubun veya bu gurubun, şu cemaatin veya bu ta- rikatın, şu mezhebin veya bu ekolün adamı olamazlar. Peki, kimin adamı olurlar? Sadece Allah’ın, Kur ‘an’ın, Hz. Peygamber’in, Milletin, hakkın, hukukun ve kamu vicdanının adamı olabilirler. Bu duygular- la beslenmiş adamlar yetiştirdikleri ve bu gerçeklerle Müslümanların yüzleşmesini sağladıkları gün, İslâm dünyasının gerçek kurtuluşundan da söz edilebilecektir.

              Not. Bu yazıyı, soykırım yalanına evet diyen Fransız parlamenterlere, Akdeniz ve Ege’yi Müslüman mülteci mezarlığına dönüştüren İslâm ülkelerinin ruhsuz yöneticilerine ve Doğu Türkistanlı soydaşlarımıza zulmeden Çin’in zalim idarecilerine ithaf ediyorum.

Bu yazı 1096 defa okunmuştur .

Son Yazılar