CHP'li Erkek: "Kimilerini Terör Örgütleri, Kimilerini Cemaatler, Kimilerini İse Halk Lider Yapar."
CHP Çanakkale
Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi Muharrem Erkek, Ankara
Güvenpark’tan başlayan ve 25. günün sonunda İstanbul Maltepe’de dev bir
mitingle sona eren Adalet Yürüyüşü ile ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Erkek:
“Kimilerini terör örgütleri, kimilerini cemaatler, kimilerini ise halk lider
yapar. Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, net bir biçimde halkın lideri
olarak tarihe ismini yazdıran eyleme imza atmıştır. 432 kilometrelik ve 25 gün
süren yürüyüşümüz, dünya siyasi tarihinin en uzun süren ve en geniş katılımlı
eylemlerinden biri olmuştur. Tamamen Anayasal hakkımız olan, barışçıl ve adalet
talepli bu eylemimiz, İstanbul Maltepe’de 2.5 milyon kişinin katıldığı ve bir o
kadar insanın alana giremediği Adalet Mitingiyle sona ermiştir. Yalnız, sadece
bu eylemimiz sona ermiştir. Başka bir ifadeyle bu bir son değil, başlangıçtır.
Bizim mücadelemiz, CHP mücadelesi değil. Bizim mücadelemiz bir kişinin
tutukluğuyla ilgili de değil. Bu nedenle ülkemize adalet gelene kadar
mücadelemizi sürdüreceğiz. Her zaman söyledik: FETÖ’ye olduğu gibi tek adama da
karşıyız. 15 Temmuz darbe girişimine olduğu gibi 20 Temmuz’da OHAL ile
gerçekleştirilmek istenen sivil darbeye de karşıyız. Güçlü parlamentonun
olduğu, demokratik ve laik bir hukuk devleti bizim idealimiz. Ülkemizde OHAL
ile yaşatılan Saray kökenli adaletsizlikleri, adaletle yıkmak için tüm çabamız.
Bu nedenle gerek parlamentoda gerekse sokakta, herkes ama herkes için adalet
istemeye devam edeceğiz. Bu uzun ve kutlu yürüyüş, binlerle başladı. Sadece
adalet isteyen on binler yürüyüşümüzde bizimle oldu. Daha sonra on binler
milyon oldu ve Maltepe Sahiline aktı. Her kesimden her meslekten her yaştan ve
her siyasi görüşten yurttaşlarımız bize eşlik etti. Herkes elinde Türk bayrağı,
Atatürk posteri ve adalet yazısıyla kendisini protesto edenleri bile
alkışlayarak yürüdü. Bu yürüyüşte başta Genel Başkanımız, liderimiz Sayın Kemal
Kılıçdaroğlu olmak üzere, ter akıtan, bize destek olan, katkı sunan ve hatta
eleştiren, protesto eden herkese ama herkese teşekkürler. Çanakkale’den gerek
yürüyüşün her etabında gerekse dev Adalet Mitingi’ne destek olan
hemşehrilerimize de özel bir teşekkür etmek istiyorum. Artık 9 Temmuz siyasi
tarihimizde yeniden doğuşun tarihi olarak anılacak. Çünkü biz; tutuklu
gazeteciler için yürüdük. 249 şehidimiz ve 2 bin 301 gazimiz için yürüdük. KHK
ile mağdur edilen Nuriye ve Semih, akademisyenler, memurlar, askeri öğrenciler
ve adil yargılanmayanlar için darbenin siyasi ayağını ortaya çıkarmayanlara,
haksız ve hukuksuz işlere imza atanlara karşı yürüdük. Saraydan, Bakanlıklardan
emir almayan, vicdanıyla karar veren hukukçulara sahip çıkmak için yürüdük. En
iyi adalet vicdanlardadır, zulüm ile abad olunmaz, adalet mülkün temelidir
dedik ve yürüdük. İşte bu yürüyüş sonucunda milyonlarca kişinin oybirliğiyle
kabul edilen manifestomuz, tarihe kazınmış, geleceğe demokrasi ve adalet
manifestosu olarak geçecek belgedir.” dedi.
İşte Genel
Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun okuduğu o manifesto:
"Bir;
15 Temmuz darbe girişimini bir kez daha açık ve kesin bir dille lanetliyoruz.
15 Temmuz gecesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kararlı, onuru duruşu ve
halkımızın sokağa çıkarak FETÖ darbe girişimine karşı direnmesi, ülkemizin
anayasal ve demokratik kazanımı olmuştur. Biz buna sokağın, halkın 15 Temmuz'u
diyoruz. Ancak bu darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması, iktidar
tarafından bilinçli olarak engellenmektedir. 249 şehidimizin aziz hatırası ve 2
bin 301 gazimiz için Fetullah Gülen Terör Örgütü'nün siyasi ayağı ortaya
çıkarılmalı ve gerçek darbecilerden hesap sorulmalıdır.
İki; iktidar
tarafından 15 Temmuz darbe girişimi fırsat bilinerek 20 Temmuz darbesi
yapılmıştır. 20 Temmuz'da OHAL ilan edilmiş ve TBMM'nin yetkileri
gasbedilmiştir. Biz buna sarayın 15 Temmuz'u diyoruz. Bir sivil darbeye dönüşen
OHAL uygulamaları, yasama, yargı ve yürütme gücünü tek kişide toplamıştır. OHAL
derhal kaldırılmalı ve hukuk düzeni, evrensel ilkeler uygulanarak yeniden tesis
edilmelidir.
Üç; yargıyı
siyasetin emrine vermek, demokrasiye ihanettir. Dolayısıyla demokrasinin can ve
mal güvenliğinin vazgeçilmez kuralı olan yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı
mutlaka sağlanmalıdır. Adil yargılanma hakkı eksiksiz bir şekilde
uygulanmalıdır. Kollektif suç gibi, insan haklarına aykırı uygulamalardan
vazgeçilmelidir.
Dört; OHAL
uygulamalarıyla, mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik hakları
ellerinden alınmıştır. OHAL mağdurları adeta sivil ölüme terk edilmiştir.
Mağdurların yargıya erişim ve sosyal güvenlik haklarını kısıtlayan tüm
uygulamalara hukuk devletinin gereği olarak son verilmelidir.
Beş; 20
Temmuz sivil darbesinden sonra 15 Temmuz darbe girişimiyle ve onun arkasındaki
örgütle hiçbir ilişkisi bulunmayan ama sırf hükümete muhalif göründüğü için
bütün haklarından yoksun bırakılan akademisyenler ve diğer kamu görevlileri,
görevlerine iade edilmelidir. Anayasa Mahkemesi'nin içtihatları dikkate
alınarak tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.
Altı;
150'nin üzerinde gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede demokrasiden söz
edilemez. Sadece mesleklerini yaptıkları için tutuklanan gazeteciler derhal
serbest bırakılmalı, medya üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir. Düşünce
ve ifade özgürlüğünün önündeki tüm engeller kaldırılmalıdır.
Yedi; OHAL
koşullarında, serbest tartışmanın yapılmadığı bir ortamda ve üstelik devletin
bütün imkanları seferber edilerek gerçekleştirilen anayasa değişikliği gayri
meşrudur, toplumun ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlayan anayasa yerine bir
kişinin beklentilerine yanıt veren bir anayasa değişikliği Yüksek Seçim
Kurulu'nun yasa dışı kararıyla yürürlüğe konulmuştur. Bu bir mühürsüz seçimdir.
Türkiye gayri meşru bir anayasayla yönetilemez, yönetilmemelidir.
Sekiz;
demokratik parlamenter sistem üzerindeki her türlü vesayet kaldırılmalıdır. Din
ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olan insan haklarına dayalı, demokratik, laik,
sosyal hukuk devleti güçlendirilmeli, liyakat, kamuda göreve başlama ve görevde
yükselmede esas alınmalıdır. Eğitimde laiklik ilkesinin aşındırılmasına son
verilmeli ve toplumsal adaletsizliği yeniden öğreten eğitim politikaları
değiştirilmelidir.
Dokuz;
sadece hukuk alanında değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarında yaygın bir
adaletsiz düzen devam etmektedir. İşsizlik, yoksulluk insanca yaşam ücretinden
yoksunluk, örgütsüzlük, ayrımcılık, yaygın şiddet, terör gibi çok geniş bir
yelpazede yaşanan toplumsal adaletsizliklerin giderilmesi için ortak irade
geliştirilmelidir. Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamalara,
eşit yurttaşlık temelinde son verilmelidir. Toplumsal adaletsizliğin en vahim
görünümlerinden biri olan kadınlara karşı ayrımcılığın önüne geçilmeli,
kadınların özgürlük alanları korunmalı, kadın hakları toplumsal hayatın her
alanına uygulanmalıdır.
On; son zamanlarda uygulanan saldırgan dış politika ülkemizin içindeki adaletsizlikleri de kökleştiren bir kısır döngü yaratmıştır. Adalet sadece iç politikaya ve toplumsal yaşama değil, uluslararası ilişkilere de hakim olmalıdır. Türkiye, coğrafyasındaki tüm halklara, tüm kimliklere kardeşçe, adilane yaklaşan, barışçıl ve uluslararası hukuka saygılı bir dış politikaya dönüş yapmalıdır. Türkiye yüzünü insan haklarına, hukuk devletine, adalete önem veren milletler ailesine çevirmelidir. Hukuka ve anayasaya saygı adaleti sağlamanın ilk koşuludur. Hukuk güvenliğinin olmadığı ve adaletin gerçekleşmediği bir toplumda kamu düzeni ve toplumsal barış sağlanamaz. Adaletsiz toplum ise insan haysiyetinin zedelendiği bir toplumdur. Bu adalet çağrısı, adaletin insan haysiyetine saygının ve toplumsal barışın temeli olduğu inancıyla hazırlanmıştır."


















YORUMLAR