Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam

HASAN ÂLİ YÜCEL, VEFATININ 65. YILINDA ANILDI

YKKED Çanakkale Şube Başkanı Yüksel Özdemir, Hasan Âli Yücel’in aramızdan ayrılışının 65. yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yayımladı. Özdemir, açıklamasında Köy Enstitülerinin kurucu Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i sevgi, saygı ve özlemle andıklarını belirtti.

HASAN ÂLİ YÜCEL, VEFATININ 65. YILINDA ANILDI
25 Şubat 2026 - 13:28
Yapılan açıklamada; “Türk vatanının dağlarında, bayırlarında, kırlarında hatta en ücra yerlerinde kendi kendine açıp solan çiçek bırakmayacağız.» H. Ali YÜCEL
1897 yılında İstanbul’da doğan Hasan Âli Yücel’in çocukluk ve gençlik yılları ülkemizin sürüklendiği ekonomik, sosyal ve siyasi sarsıntılarla geçer. İkinci Meşrutiyet’in ilanı ile karşılaştığı “Hürriyet”le; kaybedilen savaşların, ülkenin her alanda kötüye gidişinin temelinde eğitimsizliğin yattığını görür, insanı eğitmeyi yüce bir amaç edinir.
Osmanlı düzeni içindeki misyoner okullarında aldıkları eğitimle benliğini yitirmiş hainlerin ve ümmet fikri ile beyinleri yıkanmışların, Amerika, İngiltere, Fransa gibi emperyalist ülkelerin koruması altına girmek istemelerine, Yunanistan’ın İzmir’i işgaline karşı çıkmamalarına, “Anadolu’daki hareket bir blöftür. Haince, cahilce, canavarcadır” diyecek kadar ileri gitmelerine karşın, binlerce yurtseveri şehit vererek kavuştuğumuz bağımsızlık çok değerlidir. Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal, Millî Mücadelenin başından sonuna kadar tam bağımsızlığı hedeflemiştir. “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir.” Diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin yol haritasını çizmiştir.
Hasan Âli Yücel; Atatürk’ün dediği gibi “çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkabilmenin” yolunun “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” insanı yetiştirmekle olanaklı olduğunu görmüş, Aydınlanma Devrimi’nin en önemli ve unutulmaz öncülerinden olmuştur.
Kurtuluş Savaşı sonrası İzmir Erkek Öğretmen Okulunda öğretmenliğe başlar. Atatürk ile yakından tanışma olanağı bulur. 1927 yılında Bakanlık Müfettişi olur. Oğlu Can Yücel’in deyişiyle; çağının en güzel gözlü Maarif Müfettişi Anadolu’yu karış karış gezer. Anadolu gezilerinde Atatürk’e eşlik eder. Halkın sorunlarının, sıkıntılarının en yakın tanıklarından olur. Köy kalkınmadan çağdaş uygarlıklar düzeyine çıkılamayacağını görür!
Atatürk’ün ölümünden hemen sonra Millî Eğitim Bakanlığı’na getirilmesi, aslında Onu yakından tanıyan ve güvenen başöğretmenin projesidir.
Bakanlığı döneminde Ankara’da Devlet Konservatuarı, çeviri bürosu, Devlet Resim ve Heykel Sergileri açması, ansiklopedi, dilin Türkçeleştirilmesi, eski eserlerin korunması, Üniversiteler Yasası vb Türkiye’de ele alınan ilkler arasındadır.
Ders kitapları, şiir kitapları, çeviri, inceleme ve araştırmalar, Edebiyat Tarihi önemli kitaplarından bazılarıdır. 495 klasik eserin çevirisini yaptırır.
En önemli ve en büyük çalışması; yarım bıraktırılan mucizesi, Cumhuriyet’in aydınlanmacı, özgür ve ilerici karakterinin en özgün uygulaması, iş içinde eğitim ilkesi, lâik, demokratik, karma, parasız, bilimsel, öğrenci ve sanat merkezli eğitim sistemiyle Cumhuriyeti köye taşıma projesi olan Köy Enstitüleriydi. 
İsmail Hakkı Tonguç ile birlikte; “Beyin ve yüreği Atatürk Devrimlerinin ışığı ile aydınlanmış, geleceğimizin büyük güvencesi” dediği fakir halk çocuklarını yetiştirerek köylerine öğretmen olarak göndermek ve “köyü içten canlandırmaktı” projeleri. 

İş Eğitimini okullara sokmak, bağımsızlık savaşı vermek kadar önemlidir, diyordu Yücel.
Yoksul köy çocukları enstitülerde dersliklerini, revirlerini, yatakhanelerini, hamamlarını kendileri yaptılar. Binlerce ağaç diktiler, yedikleri sebzelerini yetiştirdiler, hayvan beslediler, sanat dallarında çalıştılar. Öğretmenleri önderliğinde fizik, kimya, matematik derslerinde öğrendiklerini iş içinde uyguladılar. Üretirken öğrendiler, öğrenirken ürettiler. Klasikleri okudular. Müzik aleti çaldılar, tiyatro yaptılar, halk oyunları oynadılar. Toprakla uğraştılar toprakla!
Eleştirdiler, yönetime katıldılar, sorumluluk aldılar. Paylaştılar, toplumsal bilinç kazandılar, hayatı sorgulamaya başladılar. Kazandıkları bilinçle öğrendiklerini yaşama geçirmek için ellerinde aydınlanma meşalesi köylere gittiler. Anadolu’da değişim ve dönüşümün, gericiliğe karşı ilerlemenin, sağlıkta, tarımda modernleşmenin temsilcisi oldular. İnsanlaşma ve özgürleşme yolculuğunun en önünde yürüdüler.
Köy Enstitüleri “özgürleşme” öyküsünün adıydı. Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un ellerinde yaşam bulmuştu. Ama insanların okumasından, aydınlanmasından, bilinçlenmesinden, köylünün milletin efendisi olmasından rahatsız olanlar tarafından acımasız, haksız, asılsız yıpratma ve karalama kampanyalarının hedefi oldular.
1946 seçimleri sonrasında kurulan hükümette görev verilmedi. 7 yıl 5 ay yaptığı Millî Eğitim Bakanlığı görevinden ayrıldı. Köy Enstitüleri’ne düşman, “Köy Enstitülerinin belini kıracağım” diyen Reşat Şemsettin Sirer Milli Eğitim Bakanı oldu.  Köy Enstitülerinin kapatılmasına giden süreç başladı. 1952’de son mezunlarını verdi. 1954’te kapatıldı. Mucize yarım bıraktırıldı.
Köy Enstitüleri devam etseydi; ağaların saltanatı yıkılacak, köylü gerçek kimliğini ve değerini bulacaktı. Şehre göç olmayacak, varoşlar oluşmayacak; insanın insana kul olması önlenecek, sosyal adalet gerçekleşecekti.  Bugün eğitimde, adalette, sağlıkta, ekonomide yaşadığımız sorunları yaşamayacaktık.
Kendi siyasi geleceği ve kişisel çıkarları için bu eğitim yuvalarını kapatan, ülkenin geleceğini karartan dönemin yetkilileri ülkemize tarihi bir ihanete imzalarını atmışlardır.
Bugün; paralı, taşımalı, kuru, ezberci, yozlaşmış, fırsat eşitliği olmayan, dinselleşmiş, özelleşmiş, ticarileşmiş, diplomalı işsizler ordusu yaratan eğitim sistemi MESEM projesiyle çocukları işverenin ucuz işgücü haline getirmiş, birçok öğrenci iş kazası adı altında yaşamlarını yitirmiştir. ÇEDES projesiyle küçücük çocuklar; cami temizliğine, mezarlıklara götürülmekte, sınıfa tabut getirilerek uygulamalar yaptırılmaktadır. Değerler eğitimi adıyla imamlar okullara sokulmuştur. Oysa okulların rehber öğretmeni vardır!
Andımızın yasaklanması, kitaplardan ATATÜRK’ün resimleri de olmak üzere; Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile ilgili konuların kısaltılması/çıkarılması, karneden ATATÜRK’ÜN resminin çıkarılmasının bir amacı olduğu belliydi!
Son olarak; ramazan etkinlikleri adı altında cumhuriyet öncesinin kopyası uygulamaların lâik eğitimle uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmadığı gibi; Anayasa’ya, Öğrenim Birliği Yasası’na, Lâik Sosyal Hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerlerine aykırı uygulamalardır. Amaç bellidir!
Cumhuriyet Eğitim Devrimi Köy Enstitüleri eğitimi ile bugünkü eğitim arasındaki fark çok açıktır.      
 “Dogma ile aklın, tabu ile bilimin ikiyüz yıldan beri devam eden savaşımı son yıllarda çok daha fazla hızlanmıştır.” Biz bu savaşımda “akıldan ve bilimden” yanayız.
Sağlığında “bildiklerini yazmayanı, gördüklerini söylemeyeni tarih yargılar.” Diyor büyük eğitimci Köy Enstitüleri’nin kurucu Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel! 
Kul olmayan, aklını kullanmayı temel alan, sorgulayan, özgün bireyler yetiştirmeyi hedefleyen, bu ülkeye birçok yazar, sanatçı, bilim adamı gibi nice değerler kazandıran, UNESCO’NUN önerisiyle geri kalmış ülkelere önerilen, İsveç’teki Eğitim Ansiklopedisi’ne giren tek Türk Okulu olan Köy Enstitüleri eğitim felsefesi ile bugünün karanlığından çıkabiliriz.
Cumhuriyet Eğitim Devrimi’nin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli YÜCEL’i sonsuz yolculuğunun 65. Yıldönümünde sevgi, saygı ve özlemle anıyorum” ifadelerine yer verildi.

Basın Bülteni

YORUMLAR

  • 0 Yorum

Reklamı Geç