Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
FİLİSTİNLİLERİN DUAYA İHTİYACI VAR MI?
Ahmet KOCABAŞ

Ahmet KOCABAŞ

FİLİSTİNLİLERİN DUAYA İHTİYACI VAR MI?

04 Mayıs 2018 - 18:09

 -- Duanın özüyle ilgili bir değerlendirme--
               1- Filistinlilerin Duaya İhtiyacı Var mı?
               Bir dostumuz mesaj göndermiş: “Filistinli kardeşlerimize dua edelim ve onlar için 4444 defa Salatı Tefriciye (bir salavat şekli) okuyalım, okutalım ve bu mesajı herkesle paylaşalım” diyor. Bu anlayış zulme uğrayan kardeşine yardım etme duygusunu yaşatmak bakımından güzel bir tavırdır. Elbette Müslüman dualı olmalı ve Müslüman Müslümana dua etmelidir. Ancak işin kolayına kaçıyor siyasetin, diplomasinin ve Uluslar Arası Hukuk’un çözmesi gereken önemli ve karmaşık bir sorunu sözlü ve soyut bir dua ile çözmeye çalışıyoruz. Ayrıca burada sorgulanması gereken husus, Filistinlilerin duaya, 4444 defa Salatı Tefriciye’ye ihtiyaçlarının olup olmadığı hususudur.
               Kanaatimiz odur ki, Filistinlilerin böyle bir duaya ihtiyaçları yoktur. Çünkü Filistinliler mağdur ve mazlum insanlardır. Onlar kendi dualarını kendileri yaparlar ve mazlum kimselerin duaları da, Allah katında makbuldür (Bk. Buhari, Cihat, 180; İbn Mace, Dua,11). Ama şu anda Filistinlilerin duadan daha çok kendi aralarında birlik olmaya ihtiyaçları vardır. Dualarının makbul olması için bölük pörçük olmuş, birbirlerine düşman hale gelmiş Filistinli grupların uzlaşması ve birleşmesi gerekiyor. Nitekim Yüce Allah Peygamberine: “Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, (senin) onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra (O), yapmakta olduklarını onlara haber verecektir.” (En’am, 6/159) buyurmuştur. Gruplara ayrılmış ve birbirine düşman olmuş Müslümanlara Allah’ın tavrı böyledir. Ayrıca İslam ülkelerinin, Filistin devletini tanımaları ve Kudüs’te Büyükelçilik açmaları gerekiyor. Sonra Filistinlilerin askere, silaha ve askeri teçhizata ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçlar giderilerek Filistinlilere dua edilmeli ve Salatı Tefriciye okunmalıdır. Asıl dua böyle olmalıdır.
               Nitekim Yüce Allah Kur’an’da zulme uğrayıp kendisine dua eden mazlumlar için, nasıl yardım yapılacağını açık bir şekilde şöyle beyan etmiştir:
               “Ey Müminler! Medine’ye hicret edemedikleri için Mekke’de baskı ve zulme maruz kalan çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar, ‘Ya Rab! Bizi bu zalim müşriklerin hüküm sürdüğü Mekke’de yaşamaktan kurtar. Lütuf ve rahmetinle bize sahip çıkıp yardım elini uzatacak birilerini gönder’ diye feryat edip dururken, eli silah tutan siz Müminlerin Allah yolunda ve aynı zamanda o çaresiz insanları zulümden kurtarma uğrunda kâfirlerle savaşmaması olacak şey mi hiç?!” (Nisa, 4/75).
               Kur’an’a göre zulme uğrayıp Allah’tan yardım isteyen mazlumları kurtaracak olanlar, bizzat Müslümanların kendileridir. Kur’an ne diyor Müslüman ne yapıyor? Acaba Kur’an’dan kopuk bir şekilde dua edildiği için, dualar karşılık bulmuyor olabilir mi? Allah, Müslümanları göreve çağırıyor, Müslümanlar da işi dua ile Allah’a havale ediyorlar! Dua anlayışı ne hale gelmiş görüyor musunuz? 
               Diğer bir ayette de Cenabı Allah şöyle buyurmuştur: “(Ey Müminler!) Allah’ın düşmanlarını ve aynı zamanda sizin düşmanlarınızı, ayrıca sizin bilmediğiniz, ama Allah’ın bildiği diğer düşmanlarınızı korkutup caydırmanız için elinizden geldiğince güç-kuvvet ve savaş atları hazırlayın…” (Enfal,8/60).
               Allah, düşmanlarınıza karşı hazırlıklı olun, güç-kuvvet ve savaş atları (araçları) hazırlayın, buyuruyor, Müslümanlar ise, dua edin, salatı tefriciye okuyun, diyor. Ben İsrail’e savaş açılsın falan demiyorum, söylemeye çalıştığım şey zalim İsrail için, yapılan kuru duaların etkili olmayacağıdır. 
               Barış yapmanın ve savaşı önlemenin tek çaresi savaşa hazır olmaktır. Düşmanın silahıyla hatta daha güçlü silahlarla silahlanmak da bir dua şeklidir. Düşman kurşun atıyorsa siz ona taş atarak, dua ederek galip gelemezsiniz. Sizin de aynı şekilde ve hatta daha etkili ve modern silahlarla karşılık vermeniz gerekmektedir.
               Gerçi Kudüs’ün, oldubittiye getirilerek İsrail’in başkenti yapılmaya çalışılması olayında Türkiye çok etkili bir diplomasi atağı gerçekleştirerek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu etkilemiş ve Amerika ile İsrail’i yalnızlığa mahkûm etmiştir. Şu halde asıl dua budur. Yani Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nu harekete geçirmeye çalışmaktır ki, bunu da Türkiye çalışarak, çabalayarak başarmıştır. Demek ki bugün en etkili dua araçlarından biri de, kuralına uygun gerçekleştirilen diplomasi atağıdır.
               Burada Diyanet İşleri Başkanlığı emekli başdanışmanlarından Ali Akın’ın şu tespitlerini aktarmak istiyorum: Mekke’de yayınlanan Ukâz gazetesinin haberine göre, 850 Suud vatandaşının Amerika ile Batı Avrupa ülkelerinin bankalarındaki mevduatları bir trilyon dolarmış. Şu anda sayıları 60’a yaklaşan İslam ülkelerinin toplam yıllık milli geliri de, bir trilyon dolarmış. Bir de Körfez ülkelerinin gelirlerini düşünmek lazım… En çok da, İsrail kredi olarak, şu veya bu olarak Arapların bu mevduatlarından yararlanıyormuş. Tam bu noktada Ali Akın Hoca: İşte gerçek dua bu mevduatlardır. İslam’da asıl olan fiili duadır. Arap zenginleri fiili dualarını İsrail’e yapıyor, kuru ve ruhsuz dualarını da Filistinlilere yapıyor. Dolayısıyla Allah, ihlaslı ve samimi olmayan Müslümanların dualarını kabul etmiyor, diyor. (Bk. Ali Akın, Hurafeler ve Gerçekler, s.388-389, Bayrak Y).
               Mesela Ahzap savaşında Hz. Peygamber, on bin kişilik Mekke müşrik ordularına, çok az sayıdaki Müslümanlarla çaresiz bir şekilde oturup dua ederek, Salatı Tefriciye okuyarak değil, ne yapılacağını araştırarak, Medine’nin etrafına düşmanın geçemeyeceği hendekler kazarak ve yeni savaş stratejileri geliştirerek karşı koymuş ve savaşı kazanmıştır. Hz. Peygamber duayı, eylemli bir şekilde hendek kazarak veya hendek kazarken yapmıştır. (Bk. Azimli, Siyeri Farklı Okumak, S.308-315).               
               Kur’an’ın bildirdiğine göre Hz. İbrahim ve oğlu İsmail Kâbe’nin duvarlarını inşa ederlerken aynı zamanda Allah’a şöyle dua ediyorlardı: “Hani İbrahim, İsmail ile birlikte Kâbe’nin temellerini yükseltiyor, ‘Ey Rabbimiz! Bizden kabul buyur! Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, hakkıyla bilensin’ diyorlardı.” (Bakara, 2/127).
               Kısaca baba oğul hem Kâbe’nin duvarlarını yükseltiyorlar hem de aynı anda fiili ve eylemli dua yapıyorlardı. Şu halde dua böyle yapılmalıdır.
               Tevbe suresinde belirtildiğine göre Hz. Peygamber’in sahabeleri / arkadaşları öyle içten, öyle samimi dua ve tevbe ediyorlardı ki sanki dünya onlara zindan kesiliyor, adeta vücutlarının bütün tüyleri ayağa kalkıyordu. Onların hareketlerinin, yaşayışlarının tamamı dua idi veya dua gibiydi. Allah da ihlasla yapılan bu duaları kabul ediyordu.
              Buradan hareketle yeniden inşa edilmesi gereken ibadetlerden biri de dua anlayışıdır. Hatta bazen cemaatlerin ve tarikatların elinde dua, karşıtları için korkunç bir beddua şeklinde istismara dönüşebilmektedir. Klasik dua anlayışında yorulmadan, çabalamadan ve hak etmeden, Allah’tan istemek, oturup beklemek, işi Allah’a havale etmek –haşa-- Allah’a emir vermek, O’na iş yaptırmak şeklinde oluşan çarpık dua anlayışından Müslümanların acilen kurtulması gerekir. Bu yanlıştır ve böyle bir dua olmaz. Âdeta Allah’a talimat veren, O’nu ırgat gibi, köyün kâhyası gibi düşünen anlayışı sert bir dille eleştiren Mehmet Akif bu çarpıklığa Safahat’ında şöyle isyan etmiştir:
               “Demek ki: Her şeyin Allah… Yanaşman, ırgadın O;
               Çoluk çocuk O’na aid: Lalan, bacın, dadın O;
               Vekili harcın O; kâhyan, müdür-i veznen O;
               Alış seninse de, mesul olan verişten O;
               ………………………………………………………….
               Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu!
               Biraz da saygı gerektir… Ne saygısızlık bu!
               Huda’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Huda;
               Utanmadan da tevekkül diyor bu cür’ete… Ha?...” (Fatih Kürsüsünde, S.300).
               Kısaca dua edenin duasının makbul olması için, bunu hak etmesi de gerekir. Bir Müslümanın hakkı olmayan bir şeyi Allah’tan talep etmesi dua değildir. Şu halde dua nedir, dua nasıl olmalıdır ve Allah’a nasıl dua edilmelidir?
 

Bu yazı 518 defa okunmuştur .

Son Yazılar