Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
Reklam
CİN YOBAZI MI DİN BAĞNAZI MI DAHA TEHLİKELİ?
Ahmet KOCABAŞ

Ahmet KOCABAŞ

CİN YOBAZI MI DİN BAĞNAZI MI DAHA TEHLİKELİ?

25 Temmuz 2017 - 14:25

1- Cinler Nasıl Yaratılmış:
            a) Cinler Meâric ve Meârice’den mi Yaratıldı?
             Cin konusu, beşer tarihinin başladığı günden beri insanlığı meşgul etmiş, bu konuda doğru yanlış birçok rivayet üretilmiş, çok enteresan efsaneler oluşturulmuş bir konudur. Cinleri ilahlaştıranlardan tutunda, onlarla evlenip çoluk-çocuk sahibi olduğunu iddia edenlere, onlarla konuştuğunu, görüştüğünü söyleyenlere, emrinde cinler çalıştırdığını ve onlardan ordular kurduğunu ileri sürenlere, onları kullanıp insanları sömürenlere kadar bir sürü insan çıkmış, cincilikle meşgul olduklarını beyan etmişler ve cincilik safsatasıyla sömürü düzenlerini sürdürmüşlerdir. Bunların tamamı uydurma ve insanları sömürmeyi amaçlayan olaylardır. Sümerler, Asurlular, Finikeliler, Eski Mısırlılar gibi cinciliği meslek haline getirmiş kavimler artık tarihte kalmıştır. Cinlerin faydası olsaydı bunlara faydası olurdu. Bugün cinlere hâkim olanlar değil, bilgi ve teknolojiye hâkim olanlar dünyaya sahip oluyorlar. Özellikle Kur’an üzerinden cinlerle irtibat kurduğunu söyleyip insanları dolandıran sahtekârlar, insanımızı aldatmakla kalmıyor, Allah’a, Kur’an’a ve Peygamber’e da iftira atıyorlar.
            Peki, nasıl iftira atıyorlar? Mesela:
            Süleyman Peygamber ile Sebe Melikesi Belkıs arasında geçen olaylar Kur’an-ı Kerim’de detaylı bir şekilde anlatılıyor. (Mesela bk. Neml 27/22-23). Önemli âlimlerin kitaplarında İşte bu Belkıs’ın anasının cin olduğunu iddia edecek kadar akıl ve mantık dışı rivayetlere de rastlayabiliyoruz. Şöyle ki:
            “Eserlerini münker haberlerle doldurmuş müelliflere göre Belkıs’ın babası av esnasında kavgaya tutuşan iki yılan gördü. Kavgada üstünlük kuran siyah yılanı öldürerek bayılmış olan beyaz yılanı, üzerine su dökerek ayılttı ve salıverdi. Evinde yalnız bulunduğu bir sırada yanında bir genç peyda oldu ve korktu. Genç: ‘Korkma, ben kurtarıp hayat verdiğin beyaz yılanım. Hasmım ise kölemizdi ve bize başkaldırıp nicelerimizi öldürmüştü’ dedi. Yaptığı iyilikten dolayı bazı dünyalıklar teklif ettiyse de: ‘Benim mala ihtiyacım yok; şayet kızın varsa beni onunla evlendir’ dedi ve o da bu dileği yerine getirdi. İşte Belkıs bu cinden doğmadır.
            Ebu Hüreyre’den mervi bir hadise göre Hz. Peygamber, Belkıs’ın ebeveyninden birinin cinlerden olduğunu söylemiştir (İbn Kesir, el-Bidaye, II, 21; Tefs3iru’l Âlusi, XIX,189). (Doç. Dr. Abdullah Aydemir, İslami Kaynaklara Göre Peygamberler, s.211, TDVY.).
            Böyle asılsız rivayetleri İbn Kesir ve Âlusi gibi önemli âlimler eserlerine nasıl alırlar ve nasıl anlatırlar diye şaşırıyorsunuz! Kur’an’ın özünü yakalayamamış, bazı dar kafalı hocalar ve vaizler de bu rivayetleri alıyorlar, gerçek zannederek kürsülerden anlatıyorlar. Böyle bir şey olabilir mi diye adam hiç kafa yormuyor. Çünkü böyle bir adamda zaten kafa yok! İslam dünyasının en önemli problemi bu!
            Necip Fazıl Dua şirinde ne güzel ifade etmiş:
            “Bıçak soksan gölgeme,
             Sıcacık kanım damlar.
            Gir de bir bak ülkeme:
            Başsız başsız adamlar…”
            İslam dünyası ne çektiyse bazı bu başsız ilim ve fikir adamlarından ve bazı hoca kılıklı cahil ve bağnaz adamlardan çekmedi mi ve hala çekmiyor mu? Osmanlı devletinin gerileme dönemine damgasını vurmuş meşhur “Cinci Hoca” gibi adamları hatırlayın!
            “…İbn Asakir’in nakline göre bir gün, el-Hasanü’l-Basri’nin huzurunda Belkıs’ın ebeveyninden birinin cinnî olduğu söylenince o bunu reddetmiş ve: ‘Hiçbir kadını, cin dünyaya getirmediği gibi, hiçbir dişi cin de insan doğurmaz’ demiştir.” (el Âlusi, Tefsir, XIX, 189’dan Aydemir, AGE, s.211).
            Ebu Hüreyre’den rivayet edilen hadisin ise uydurma olduğu aynı kaynakta belirtiliyor.
            Cinlerle ilgili asılsız rivayetlerin, Hz. Muhammed (sav.)’in sağlığında değil de, vefatından sonra yaygınlık kazanması da oldukça düşündürücüdür. Mesela bu tür rivayetlerden biri de şöyledir:
            İbn Cerir’in, Atâ’dan naklettiği rivayete göre İbn Abbas şöyle demiştir: “Kişi karısıyla hayızlı haldeyken cinsel birleşmede bulunursa, şeytan o adamdan daha önce davranır da, o kadın muhannese (eşcinsele) hamile kalır. Muhannesler cin çocuklarıdır…” (Şibli, Ahkâmü’l Cân, s.91-105’den Prof. Dr. Ali Osman Ateş, Cinler ve Büyü, s.136, Beyan). Dolayısıyla bu rivayete göre İbn Abbas, hayızlı kadının şeytanla ilişkisinden muhanneslerin doğduğunu, bunların cin çocukları, daha doğrusu cinler olduğunu, söylemiş oluyor. Hayızlı kadınla ilişkinin haram olduğunu söylemek için böyle bir masala ve bu masalı dine ilave etmeye gerek var mıydı?             
            “Ebü’d-Derdâ Allah’ın cinleri yılan ve köpek şeklinde yeryüzünde yürüyenler, havada uçanlar, itaat etmediklerinde azaba uğrayanlar, ibadet ettiklerinde sevap alanlar şeklinde üç grup olarak yarattığını bildirmektedir.” (Envârü’l-âşıkin, s.464’den Dr. Hatice K. Arpaguş, Osmanlı Halkının Geleneksel İslam Anlayışı, s.344, Ensar Neşriyat). Bu rivayete göre de yeryüzünde yılan ve köpek şeklinde yürüyenler cinlerdir. Hatta Anadolu’nun birçok yöresinde ev yılanları cin olarak kabul edilir.
            On sekizinci asrın en popüler eserlerinden olan Marifetname de cinlerin yaratılışı şöyle anlatılır: “Sonra Hak Teâlâ yeryüzünde renksiz, dumansız ve ıssız ateşten cinleri yaratıp Meâric ismini vermiştir. Bu cinlerin babası olmuştur. Ondan Meârice isminde zevcesini yaratmıştır. Bunların izdivacından cin taifesi meydana gelmiş, yüzbinlerce kabile olmuştur. Lanetlenmiş şeytan da onlardandır. Cin taifesi zamanla çoğalarak yeryüzünü doldurmuştur…” (Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname, c.1, s.39).
            Peki, bu rivayetlerin hangisi doğru ve gerçekten cinler böyle mi yaratılmışlardır? Böyle saçma bilgilerle İslam’ı ve o dinin değerlerini bu bilgi çağında nasıl anlatacaksınız?
            Cinlerin yaratılışıyla ilgili İbn Abbas’tan gelen rivayeti Prof. Dr. Ali Osman Ateş şöyle eleştiriyor: “İbn Abbas’ın bu rivayetinin, devrin yanlış tıp bilgisini yansıttığı açıktır. Artık günümüzde, hayızlı haldeyken kadının hamile kalmayacağı, bu durumun kadının rahmindeki yumurtanın parçalanması sonucu oluştuğu, çocuğun meydana gelmesinin ise erkeğin sperminin kadının rahmindeki yumurtaya yerleşmesi neticesi meydana gelen döllenmenin sonucu olduğu, hayız halinde kadının rahminde döllenecek yumurta bulunmadığından, cinsel ilişkide bulunulsa bile döllenmenin söz konusu olmayacağı bilinmektedir…” (Ali Osman Ateş, AGE, s.136-137).
            Envârü’l-âşıkin, s.24 ve Muhammediye, s.33-34’den (bk. s.344) cinlerin yaratılışı ile ilgili Marifetname’deki bilgilere benzer rivayetleri aktaran Dr. Hatice K. Arpaguş, bu ve benzeri rivayetlerin Vehb b. Münebbih’ten geldiğini ve ilmî gerçeklere ters düştüğünü, kaynağı bulunamadığı için uydurma kabul edildiğini, ravisinden dolayı da İsrailiyat’tan olma ihtimali bulunduğunu belirtiyor. (Bk. Arpaguş, AGE, s.349).
            b) Cinlerle İlgili Kitaplar:
            Bu hikâyelerle yetinilmemiş, cinlerle ilgili ilmî olmayan müstakil eserler bile yazılmıştır. Orada din adına, İslam adına ne masallar anlatılmış, ne efsaneler dile getirilmiş, inanın haberleri olsa cinler bile şaşırırlardı! Mesela Şibli’nin “Cinlerin Esrarı”, Suyuti’nin “Cinler Âlemi”, İsa Davud’un “Bir Cinin İtirafları”, bu kitaplardan sadece piyasada en çok dolaşanlarıdır. Cinlerin Esrarı kitabıyla ilgili şu bilgileri aktarmış olalım:
            Cin konusunda yazılan kitapların en meşhuru, Hanefî âlimlerinden Bedreddin eş-Şiblî’nin Âkâmü’l-mercân fî ahkâmi’l-cân adlı eseridir (Kahire 1326). Ahkâmü’l-cân (Beyrut, ts) ve Garâ’ib ve ‘acâ’ibü’l cin (Kahire 1982) adlarıyla da yayınlanan eserde cin ve şeytan konularıyla ilgili ayetlerle hadislerden başka çeşitli bilgilere de yer verilir. Bazı zayıf ve uydurma hadislerle İsrâiliyat türünden bilgileri de ihtiva eden kitap Muhammed Ferşad tarafından Cinlerin Esrarı adıyla Türkçe ’ye de çevrilmiştir (İstanbul 1974)… (Bk. Ahmet Saim Kılavuz, Cin Md, DİA, c.8, s.10).
            Burada misal olarak belirtilen bu rivayetler ve bu rivayetlere sarılarak, İsrâiliyat türü bilgilerden oluşan cinlerle ilgili kitaplar, Müslüman toplumların din anlayışını bozmuş ve Kur’an ile Müslüman’ın arasına kalın duvarlar örmüştür. Vahyin konusu olan Cinler hakkında da Kur’an ve onun açıklaması olan sahih hadisler ölçü alınmadığı, Yahudiliğin efsanelerini İslam kültürüne taşımış olan Vehb b. Münebbih, Ka’b b. Ahbar gibi Yahudi dönmelerinin rivayetleri tekrar tekrar aktarıldığı sürece bu tür efsaneleri anlatmaya veya dinlemeye devam edeceğiz galiba!
            Hâlbuki Yüce Mevla şöyle uyarıyor: “Hakkında bilgi sahibi olmadığın şeyin ardına düşme. Çünkü göz, kulak ve kalp; bunların hepsi bundan mesuldür.” (İsra 17/36).
            Kimi eski âlimler bilmedikleri konularda fikir yürütmüşler ve kendilerinden sonra gelen nesilleri de yanıltmışlardır. Cin konusu da hatalı fikir yürütülen konuların başında gelmektedir. Bu konuda Vahiy, ilim ve akıl devre dışı bırakılmış, İsrailiyat türü asılsız rivayetler öne çıkarılmış, İslam toplumları Ortaçağ bağnazlıklarından bir türlü kurtulamamışlardır.
            Peki, kardeşim cinlerin Mearic ve Mearice’den ürediğini, kişinin hayızlı eşiyle ilişki kurmadan önce şeytanın kurduğu ilişkiden oluştuğunu, yılan ve köpek gibi yerde yürüyen varlıkların cin olduğunu söyleyenlere karşılık, Kur’an-ı Kerim’de cin diye ifade edilen varlıkların yaratılışı konusunda acaba Allah ve Resulü ne diyor?
          Bu konuda Cenabı Mevla şöyle buyuruyor: “Allah insanı pişirilmiş kuru bir balçıktan; cinleri de dumansız ateşten yaratmıştır.” (Rahman, 55/14-15; ayrıca bk. Araf 7/12; Hicr 15/26-27)). Peygamber de şöyle buyurmuştur: “Cinler ateşten melekler nurdan yaratılmışlardır.” (Müslim, Zühd, 60).
            Şimdi biz bu ayet ve hadisleri mi ölçü alacağız, yoksa Marifetname’yi veya Cinlerin Esrarı’nı mı? Duyan kim, anlayan kim, dinleyen kim? Kur’an ve sünnet nasıl devre dışı bırakılıyor görüyor musunuz?
            Burada Prof. Dr. Fahri Kayadibi’nin şu önemli tespitlerini de aktarmak istiyorum: “Afgani’ye göre, Kur’an tefsirlerinin faydadan çok zararı olmuştur. Çünkü müfessirler cin ve meleklerden, cennet ve cehennemden söz eden ayetler üzerinde durmuşlar, ahlak ve toplum gelişmesiyle ilgili olanları ihmal etmişlerdir. Müslümanların gerilemesinde başlıca sebeplerden biri akılcı zihniyetten uzaklaşmış olmalarıdır.” (Homa Pakdaman ve Ercüment Kuran’dan Prof. Dr. Fahri Kayadibi, İslam Dünyası Neden geri kaldı? Nasıl İlerler?, s.115).
            Tefsirlerde, hadis şerhlerinde ve dini kitaplarda cinler ve şeytanlar, gereksiz yorumlar ve lüzumsuz açıklamalarla öyle bir anlatılmış ki, millet sanki cinnet geçirmiş ve kitleler adeta şeytanlaştırılmıştır! Yeter artık! Bu dini cinlerden, cincilerden, büyücülerden, muskacılardan kurtarmak zorundayız. Cinlerden değil,  cinnet geçirmiş, cinnenmiş insanlardan(!) korkun. Geçmişten bu güne kadar hiç kimseyi cin çarpmamıştır, böyle bir olay yoktur, ama cinnet geçirmiş, cinnenmiş insanların(!) çarptığı birçok adam görürsünüz, hem de kolay kolay kendilerine gelemezler.
            c- Din Yobazı mı Cin Bağnazı mı Daha Tehlikeli?
            Hz. Peygamber (sav), Ebu Zer’e: “Cin ve insan şeytanlarından Allah’a sığındın mı?” diye sormuş, Ebu Zer’de, “İnsandan da cin/şeytan var mı?” diye sorunca, Peygamberimiz (sav): “Evet, onlar cin ve şeytanlardan daha tehlikelidir” buyurmuştur. (Nesai, İstiaze, 48; İbn Hanbel, Müsned, 5/178…)
            Din yobazı yanında bir de cin bağnazı türemiştir, işte asıl bunlardan korkmak gerekir!
            Bundan yıllarca önce Doç. Dr. Osman Şekerci Hoca şöyle uyarıyordu bu toplumu:
            “Bakınız, özellikle televizyonlarda bir cinciler, hokkabazlar, yıldızcılar savaşı sürüyor. Meğer herkesin televizyon kanalı kiraladığı gibi, kiraladığı cinleri varmış… Bizim ileri gelenler de bunların önüne diz çökerler. Diyanet de bunlara bakar… Önemsenecek bir tavır koymaz.” (Doç. Dr. Osman Şekerci, Cuma Konuşmaları, s.178).
            Diyanet İşleri Başkanlığı E. Danışmanlarından Ali Akın naklediyor: Vaktiyle emekli bir İlahiyat Fakültesi hocası ile karısı arasında geçimsizlik oluşmuş. Sorunun çözümü için İlahiyat hocası benden yardım istedi. Ben de bir profesör arkadaşı tavsiye ettim ama sorun yine çözülmedi. Bir süre sonra İlahiyat hocası ile karşılaşınca, sorun nasıl oldu? diye sordum. Şu cevabı verdi: 
            -Ben sorunun halli için bir cinciye gittim. Cinci, bana, emrinde 250 bin kişilik bir cin ordusu olduğunu söyledi ve bu cinlerin Yusuf Efendi adında başkumandanını benim yanımda çağırıp sorunun halli için ona gerekli direktifleri verdi, dedi.
            Ben kendisine, bu görüşlerin İslam’da yeri olmadığını anlattımsa da, baktım ki, o cinciye inanmış… Aradan biraz zaman geçtikten sonra: “Yahu ne oldu? Cinlerin başkumandanı Yusuf Efendi sorunu çözdü mü? O cinci hoca bu işe ne diyor?” diye sordum, o da:
            -Cinci hoca dedi ki; “Benim emrimdeki cinler, kanunlara, kurallara bağlı olarak mücadele veriyorlar; karşılarında ki cinler ise, PKK… gibi kanun, kural tanımıyorlar, onun için sorunu halledememişler!” dedi. (Ali Akın, Hurafeler ve Gerçekler, s.395).
            Böylece cinlerin PKK gibi hareket ettiğini de öğrenmiş olduk! Alın size yeni bir buluş daha!
            Kısaca işimiz cinlere ve cincilere kalmış! Allah yardımcımız olsun!

Bu yazı 1667 defa okunmuştur .

Son Yazılar