ŞEHİTLER TEPESİNİN YİĞİT ŞEHİTLERİNE


--Tüm Şehitlerimizin Aziz Hatıralarına ithaf olunur--

Türkiye, öneminden dolayı stratejik bir coğrafyada olduğu için pahalı ve kıymetli bir ülkedir. Taşı toprağı, dağı ırmağı, bitkisi ağacı, kurdu kuşu önemli bir ülke. Anadolu, bin bir çeşit çiçeklerin açtığı güzel kokan bir bahçe, bin bir çeşit kuşların öttüğü bir muhteşem orkestra gibidir.  Bu ülke, farklılıkların ortak geleneğe dönüştüğü, aynı anda dört mevsimin yaşandığı, aynı acıların, aynı çilelerin çekildiği bir dünya cennetidir. Velisiyle, delisiyle, zeybeğiyle, zılgıtıyla, horonuyla halayıyla, Deli Dumrul´u ve Hacı Bayram´ıyla, Bolu Bey´i ve Köroğlu ´suyla, Battal Gazisi ve Şehit Kâmiliyle, Yunus ‘u ve Molla Kasım´ıyla,  Hacı Bektaş´ı ve Mevlana´sıyla bir büyük kültür mozaiği, bir koca gönüllü insanlar coğrafyasıdır. Bu ülkeye sahip çıkmalı, böyle bir ülkenin üzerine titremeliyiz.

Sağcısıyla, solcusuyla, Alevi´siyle, Sünni´siyle, Kürdiyle, Laz´ıyla, Çerkez´iyle Türk milleti; Ermeni´siyle, Rum´uyla, Yahudi´siyle bu ülkeye gönül vermiş azınlıklar olarak, bölmeden, parçalamadan, birleştirerek, uzlaştırarak, bu vatanda, bu devlette, bu bayrak altında, emniyet ve güven içinde birlikte yaşamak zorundayız. Yoksa Musul gibi, Halep gibi bizde başka bir ülkeye mi sığınalım, sefil bir hayat mı yaşayalım? Onların sığınacakları bir Türkiye´si vardı, peki, biz nereye, kime sığınalım? Bizim gidecek başka bir ülkemiz ve başka bir Türkiye´miz yok.

          “Havasına, suyuna, taşına, toprağına,

          Bin can feda tek bir dostuma.

          Her köşesi cennetim, ezilir, yanar içim,

          Bir başkadır benim memleketim.”

          “Sen Türkiye´sin, evim, barkım, köyüm, obam Türkiye,

          . . . . . .

          Türkiye, Türkiye, ay´lı yldız´lı Türkiye,

          Sen Mehmet´sin omuzların Anadolu yaylası,

          Aladağlar, Toros´lar dev gibi gövden,

          Sen şehit oğlu, şehit babası,

          Sana selam olsun dünyadan, hürriyetten…”

         “Dörtnala gelip uzak Asya´dan,

         Akdeniz´e bir kısrak başı gibi uzanan,

          Bu memleket bizim.

          Bilekler kan içinde,

          Dişler kenetli,

          Ayaklar çıplak

          Ve bir ipek halıya benzeyen bu toprak,

          Bu cehennem, bu cennet bizim…”

Kısaca kışıyla baharıyla, gülüyle dikeniyle, iyisiyle kötüsüyle bu vatan bizim, bu topraklar bizim, bu ülke bizim. Ey bu Büyük Milletin düşmanları! Ey satılmışlar, ey ihanet odakları! Ey aklını yitirmiş beyinsizler bunu anlayın artık. Bu ülkede size yer yok. Şairin ifadeleriyle:

         “Kılığın kıyafetin sarmadı beni,

          Söylediğin türküler bizim türkümüz değil.

          Başka çeşmelerden doldurmuşsun tasını,

          Yüreğinde nakış yok, acı yok bizden.

          Bulutlar rahmetini kesmeden yavaş yavaş,

          İnsanlar selamını esirgemeden,

          Savuş git aramızdan.”

          Çünkü şunu hiçbir zaman unutma ki, bu vatan bizim, Türk Milleti´nin.

         “Bu vatan toprağın kara bağrında,

          Sıra dağlar gibi duranlarındır.

          Bir tarih boyunca onun uğrunda,

          Kendilerini tarihe verenlerindir.”

          Bu güzel ülke, bu şehitler yurdu, gaziler burcu:

          “Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

          Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!

          Canı, cananı, bütün varımı alsın da Huda,

          Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.” Diye coşanlarındır.

Türk milleti bu ülkeyi kolay bulmadı. Asırlardır bu ülkenin bedelini ödemeye çalışıyor. Son olarak Çanakkale´de, Sakarya´da,  Dumlu Pınar´da ve halen Güney Doğu´da yiğit evlatlarının kanlarıyla, canlarıyla ödemeye devam ediyor. En son Şehitler Tepesinde 37´si Çevik kuvvet polisi, 7´si vatandaşımız olmak üzere 44, Kayseri´de 13 şehidimiz ve yüzlerce, gazimizin kanıyla, canıyla ödedi bu bedeli. Biz bu toprakları, yiğitlerimizin, şehitlerimizin kanıyla aldık. Bu topraklarda gözü olan kansızlar, bu topraklara kem gözle bakanın gözünü oyar bu ülkenin kahraman çocukları. İnanmıyorsanız gidin, Churchill´e, Çar II. Nikola´ya, Fransız General Albert´e, Venizelos´a ve Makarios´a sorun. Dinleyin size nasıl anlatacaklar Türk milletini?

          “Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;

          Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!

          Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.

          Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.”

Yer altı, yer üstü zenginlikleri, coğrafyasının doğal güzellikleri, zehirli gübre ve ilaçlarla kirletilmemiş toprakları, GAP gibi önemli projeleriyle, sadece Türkiye´ye değil Ortadoğu´ya bile yetecek tarım ve sulama alanlarıyla, tarihi ve kültürel zenginlikleriyle, vatanını ve milletini seven, çalışkan, inançlı insanlarıyla bir büyük Türkiye. İşte böyle bir Türkiye, böyle bir Türk Milleti, Türkiye düşmanlarını korkutuyor, çileden çıkarıyor. O nedenle kudurmuş köpekler gibi Türk Milletine saldırıp, onun yiğit evlatlarını, polislerini, askerlerini şehit ediyorlar. Ey katiller, kime uşaklık ediyor, kimin adına tetik çekiyorsunuz? Ananız, babanız size hiç mi rahmet, merhamet, şefkatten bahsetmedi? Hiç mi Besmele çekip Rahman ve Rahim olan Allah´ın adıyla demediniz? Siz de hiç mi kalp, yürek ve vicdan kalmadı? Şehit ettiğiniz bu yiğitlerin kaçını tanıdınız, hangi kötülüklerini gördünüz? Siz kimsiniz, insan mısınız? Bu hainler şunu anlamıyorlar, anlayamıyorlar:

         “Enbiya yurdu bu toprak; şüheda burcu bu yer;

          Bir yıkık türbesinin üstüne Mevla titrer!

          Dışı baştanbaşa bir nesli kerimin yâdı;

          İçi boydan boya milyonla şehidin ecsadı.”

         “Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,

         SALÂHADDÎN-İ Eyyubilerin, Fatihlerin yurdu.

         Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman´ın;

         Ezan sussun, fezalardan silinsin yâdı Mevlâ´nın!

         Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serap olsun;

         O kudretler, o satvetler harap olsun, türap olsun!

         Çökük bir kubbe kalsın mabedinden YILDIRIM Han´ın;

         Şenaatlerle çiğnensin muazzam Kabri Orhan´ın!”

Mehmet Akif´in de belirttiği gibi bu hainler istiyorlar ki, Mevla´nın üstüne titrediği, Peygamberler yurdunda, şehitler burcunda, Selahaddin Eyyubilerin memleketinde, Fatihlerin emanetinde, Yıldırımların mabedinde, Orhanların kabrinde, Mustafa Kemallerin ülkesinde, şehitler tepesinde, kısaca Selçuklunun, Osmanlının ve Türkiye Cumhuriyetinin bağrında çan çalsın, çan. Şehitler ve gaziler diyarı bu topraklar türap olsun, harap olsun, yıkılsın. İşte bundan dolayı bu vatanın yiğit evlatlarını katlediyorlar, şehit ediyorlar.

         “Tükürün Milleti alçakça vuran darbelere!

          Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!

          Tükürün o Ehli Salibin hayâsız yüzüne!

          Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!” (Akif, Hakkın Sesleri)

Biz inanıyoruz ki, şehidi olmayan topraktan vatan, kana bulaşmayan kumaştan bayrak, şehadetin ıstırabını yaşamayan, çilesini çekmeyen milletten, büyük millet olamaz. Bu nedenle şair:

          “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,

          Toprak, uğrunda ölen varsa vatandır.” Diye coşmuştur.

Bu topraklar bizim, bu topraklar önemli, bu topraklar mübarek, bu topraklar kutsal. Bin yıldır bu topraklarda Türk milletine rahat yüzü göstermiyorlar. Hiç kimsenin zerre kadar şüphesi olmasın ki, Büyük Türk milleti de inadına bu topraklara sahip olmaya devam ediyor ve sonsuza kadar da sahip olmaya devam edecektir.

          “Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;

          Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.

          Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk´ın,

          Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”

          Yiğit Anadolu, büyük Millet.

          Milyonlar bugün tek yürek

          Soylu şehitler veren Çevik Kuvvet

          Milyonlar ardında senin gibi yiğit,

         Milyonlar yanında senin gibi gazi, senin gibi şehit.

Benim güzel yurdumun fedakâr insanları, yiğit polisleri, kahraman askerleri şunu unutmayın ki:

          “Elbet yiğit olanlar layık bu toprağa;

          Selam şanlı orduya, selam şanlı bayrağa.

          Selam istiklal için çarpışana, ölene,

         Selam toprağa düşüp ölürken de gülene.”

Acılı vatanın yiğit şehitleri, vatan toprağına düşerken geride bıraktıkları Türk Milleti´ne, Şair ‘in kalemiyle sadece şöyle sesleniyorlar:

          “Bizi hiç tasalı görmez bu yerler;

          Yiğitler, ölürken bile gülerler,

          Yeter ki yaşayan er oğlu erler,

          Bizi çiğnetmesin ayakaltında.         

          Kalbimiz çırpınır yurdu andıkça,

          Gözlerde zaferin nuru yandıkça;

          Üstünde bu bayrak dalgalandıkça,

          Gönlümüz rahattır toprak altında.” (F. N. Çamlıbel, Bayrak Altında.)

          Şehitler tepesi boş değil, 44 şehit yatıyor orada.

          Şehitler tepesi boş değil, oradan 44 şehit yürüyor Allah´a.

          Şehitler tepesi boş değil, 44 şehit Türk milletinin kalbini yakıyor.

Şehitler tepesi boş değil, 44 şehit bir kez daha bu toprağın tapusuna kanlarıyla mühür kazıyor.

Şehitler tepesi boş değil, orada ay yıldızlı bayraklar dalgalanıyor.

Şehitler tepesi boş değil, yeniden gönüllerde yaşıyor ve unutulmayacak bir tarih oluyor.

Gelinliğini üç ay önce çıkarmış yüce şehit eşi; bebeğini yeni kucağına almış asil şehit eşi anne; iki aylık ikizlerini bağrına yeni basmış fedakâr şehit eşi, genç ana; bu vatan için biricik yavrusunu şehit vermiş koca gönüllü Anadolu´nun cefakâr anaları- babaları; biz bu ülkede huzur içinde yaşarken, size de yanmak, yanarak olgunlaşmak düştü. Siz yanarken unutmayın ki, bu milletin tamamı tutuştu, kül oldu. O şehit bebelerinin kaderine de, şehit eşi annelerinden şehit ninnileri düştü:

         “Uyu yavrum, yine şimşek çakıyor,

         Şehit baban gelmiş bize bakıyor,

          Yarasından kızıl kanlar akıyor.

          Bu yarayı dur bağlayım, ninni!

          Sen ağlama, ben ağlayım, ninni!”

Şehitler Tepesi´nin ve Anadolu´nun yiğit şehitleri, size Milli Şair ´in duygularıyla sesleniyorum:

         “´Bu taşındır´ diyerek Kâbe´yi diksem başına,

          “Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına,

          Sonra gök kubbeyi alsam da rida namiyle,

          Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle,

          Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,

          Yedi kandilli Süreyya´yı uzatsam oradan,

          Sen bu avizenin altında bürünmüş kanına,

          Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına.

          Türbedarın diye ta fecre kadar bekletsem,

          Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem.

          Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana,

          Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana…

          …….

          Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,

          Sana aguşunu açmış duruyor Peygamber.”

Şehitler tepesinin yiğit şehitleri ve bu Büyük Milletin bütün ölümsüz şehitleri! Selam size, minnet size, rahmet size. Ruhlarınız şâd, mekânlarınız cennet olsun. Allah yakınlarınıza metanet versin, aziz milletimizin başı sağ olsun. Gazilerimize de acil şifalar diliyorum.  Rabbim bu büyük Milleti böyle acılardan korusun.